Miras yoluyla kalan veya paylı mülkiyet konusu olan taşınmazlarda, hissedarların malın paylaşımı veya satışı konusunda mutabakata varamaması, Türk Hukuku’nda en sık karşılaşılan uyuşmazlıklardan biridir. Bu durumlarda açılan Ortaklığın Giderilmesi (İzale-i Şuyu) davaları, teoride net ve teknik davalar gibi görünse de pratikte tarafların uyuşmazlıkları, tebligat imkânsızlıkları ve bürokratik süreçler nedeniyle yıllarca süren birer hukuki çıkmaza dönüşebilmektedir.
Bu makalemizde, ortaklığın giderilmesi davalarında mahkeme süreçlerinin uzamasının temel nedenlerini, bu uzayan süreçlerin taraflar üzerinde yarattığı olası mali ve hukuki sonuçları ve süreçte kritik bir rol oynayan “kayyum” müessesesini değerlendireceğiz.
1. Ortaklığın Giderilmesi Davaları Neden Uzar?
Bir izale-i şuyu davasının nihayete ermesi; taşınmazın aynen taksiminin (bölünmesinin) mümkün olup olmadığının tespiti, mümkün değilse cebri icra yoluyla satılarak bedelinin paylaştırılması esasına dayanır. Ancak davanın uzamasına neden olan başlıca pratik engeller şunlardır:
- Tebligat Aşamasındaki Tıkanıklıklar: Mirasçı sayısının çok fazla olması, bazı mirasçıların adreslerinin tespit edilememesi veya yurt dışında yaşamaları, tebligat aşamasının dahi aylar, bazen yıllar sürmesine neden olur. Hukuken tüm paydaşlara tebligat yapılmadan davanın esasına geçilmesi mümkün değildir.
- Mirasçıların Ölümü ve Alt Soyların Davaya Dahil Edilmesi: Dava devam ederken yaşlı bir mirasçının vefat etmesi durumunda, mahkeme davanın durdurulmasına ve vefat eden kişinin tüm mirasçılarının (veraset ilamı çıkarılarak) davaya dahil edilmesine karar verir. Bu döngü, çok ortaklı davalarda sürecin zincirleme olarak kilitlenmesine yol açar.
- Kıymet Takdiri ve Bilirkişi Raporlarına İtirazlar: Taşınmazın değerinin tespiti için yapılan keşifler ve hazırlanan bilirkişi raporları, taraflarca sürekli itiraza uğrar. Yeniden alınan raporlar ve mahkemenin bu itirazları değerlendirme süreci takvimi ciddi şekilde esnetir.

2. Uzayan Süreçlerin Olası Sonuçları ve Risk Değerlendirmesi
Mahkeme sürecinin uzaması, davanın tarafları için hem maddi hem de manevi açıdan ciddi riskleri beraberinde getirir:
- Mülkün Atıl Kalması ve Değer Kaybı: Dava süresince mülk üzerinde tam bir tasarruf sağlanamadığı için taşınmaz genellikle bakımsız kalır, kiraya verilemez veya ticari olarak işletilemez. Ortaklar, mülkten elde edebilecekleri potansiyel gelirlerden mahrum kalırlar.
- Yüksek Dava ve Yargılama Giderleri: Yıllar süren yargılamalar boyunca defalarca yapılan keşifler, bilirkişi ücretleri, tebligat masrafları ve ilan giderleri, dava sonunda matrah üzerinden taraflara payları oranında yükletilir. Uzayan dava, astarı yüzünden pahalı bir maliyet tablosu çıkarabilir.
- Piyasa Şartlarının Altında Satış Riski: Süreç uzayıp nihayetinde mahkeme eliyle satış (ihale) aşamasına gelindiğinde, mülk açık artırma yoluyla satılır. Mahkeme satışları serbest piyasa koşullarını her zaman yansıtmayabilir ve hissedarlar mülklerini gerçek değerinin altında nakde çevirmek zorunda kalabilir.
3. Sürecin Yönetiminde Kritik Viraj: Kamunun Atadığı Kayyum Kurumu
Ortaklığın Giderilmesi davalarında, mülkün dava süresince sahipsiz kalmaması, korunması veya davada temsil edilemeyen hak sahiplerinin haklarının korunması amacıyla mahkemeler tarafından kayyum (veya yönetim kayyumu) atanması gündeme gelebilmektedir. Maddi olarak süreci en çok etkileyen durumlardan biri budur.
Kayyum Atanması Süreci Nasıl Etkiler?
- Yönetimsel Kilitlenmeyi Çözer Ancak Bürokrasiyi Artırır: Taşınmazın dava sürecinde kiralarının toplanması, vergilerinin ödenmesi ve bakımı gibi işletme süreçleri ortaklar arasındaki husumet nedeniyle felç olmuşsa, mahkemenin atadığı kayyum mülkü yasal olarak devralır. Bu durum mülkün zarar görmesini engeller; ancak her idari karar (örneğin acil bir tamirat veya kiralama) mahkeme iznine tabi olabileceğinden bürokratik hızı yavaşlatabilir.
- Kayıp/Ulaşılamayan Hissedarların Temsili: Bazı dosyalarda hissedarlardan bir kısmının gaip (kayıp) olması durumunda, kamunun (genellikle Defterdarlık veya Malmüdürlüğü temsilcileri eliyle) kayyum olarak atanması gerekir. Kayyum, kayıp hak sahibinin haklarını mahkemede savunur. Bu, davanın usulüne uygun ilerlemesini sağlasa da kamusal kurumların dosya inceleme ve cevap süreleri mahkeme takvimine ek süreler eklenmesine neden olur.
- Ek Maliyet Unsuru (Kayyum Ücreti): Kamunun atadığı veya mahkemenin takdir ettiği profesyonel kayyumların hizmetleri karşılığında bir kayyum ücreti belirlenir. Bu ücret, davanın uzadığı her ay ve yıl boyunca birikir ve mülkün satış bedelinden öncelikli olarak tahsil edilir. Dolayısıyla, kayyumun devrede olduğu uzun süreçler, hissedarların cebine girecek nihai paranın azalması anlamına gelir.
Sonuç
Ortaklığın giderilmesi davaları, dışarıdan bakıldığında basit bir “satış ve paylaşım” davası gibi görünse de içinde barındırdığı usul kuralları, tebligat yükümlülükleri ve kayyum yönetimi gibi dinamikler nedeniyle uzmanlık gerektiren karmaşık süreçlerdir. Sürecin yıpratıcı ve maliyetli bir boyuta ulaşmasını engellemenin en profesyonel yolu, taraflar arasında hukuki arabuluculuk mekanizmalarını sonuna kadar zorlamak veya davanın en başından itibaren deneyimli bir hukuk ofisiyle usul hatalarını minimize ederek süreci sıkı takip etmektir.